magaradam: kapinin önündeyim.
magaradam:Tatlı kıız diye bağırıyım mıı :)
Yasemiin: hayır sakın öyle bir şey yapma
magaradam: nedeeen xcxzgsqzqw
Yasemiin: sence
Yasemiin: ?
Karşımda duruyordu. Gelmişti. Bir zaferi kazanmanın mutluluğu vardı yüzünde. Beni gördüğü için sevinmiyordu. İddiayı kazandığı için seviniyordu. Bunu anlamıştım. Ama önemli değildi. İki şekilde de konu bendim sonuçta.
Onu görmenin heyecanıyla ne yapacağımı şaşırdım. Sanki salondaki herkes onunla aramdaki alakayı izliyormuş gibi hissediyordum.
"Çık çık ben geliyorum." diyebildim panikle.
Hiçbir şey anlamadan çıktı. Onu kovmak istediğimi düşünmüş olmalıydı. Oysa ben o varken ne dediğimi, ne yaptığımı bile bilmiyordum. Sadece ne hissettiğimi biliyordum. O da biraz karmaşıktı işte.
"Nasıl buldum ama" derken gözleri parlıyordu. Yeşilin bu kadar güzel bir renk olduğunu daha önce hiç farketmemiştim.
"Ben kazandım." dedi yüzüme doğru eğilerek.
Asıl kazanan bendim oysa. Onunla yapamayacağına dair inatlaştığım için bir akşam yemeği kazanmıştım. O ise babasıyla oynadığı her oyunda babasını kolayca yenebildiğini sanan küçük bir çocuk gibiydi. Bilmiyordu ki oyun bahaneydi.
"Nasıl buldun? Beni mi takip ediyorsun yoksa?" dedim gözlerimi kısarak suratımdaki yalancı bir sorguyla.
"Konu sen olunca bulmasam olmazdı." dedi. Gözleri uzaklardaydı. Ama benim üzerimdeydi.
Bu cümle ilk duyulduğunda anlaşılmayabilirdi. Ama zaten aşkın anlaşılması gerekmiyordu. Hissetmek fazla bile gelirdi.
"Yeşil çok güzel." dedim. Ne diyeceğimi bilemeyerek. Çünkü kelimelerinden önce gözlerinin yeşili etkiliyordu beni.
"Ne alaka?" dedi. Anlam verememişti.
"Bilmem. Öyle aklıma geldi. Ama sen bilmiyorsun tabi asıl güzel olan tonunu. Ondan böyle sessizsin." dedim gözlerimi kaçırırken.
"Kahverengi daha güzel." dedi gözünü kırparak.
Gözlerinden bahsettiğimi anlamıştı. Ve yüzümün kızardığını da ben anlamıştım. Kendimi bu kadar belli etmesem olmaz mıydı sanki?
"Ben... Ben doğadan bahsetmiştim. Öyle ağaçlar falan." diyerek konuyu geçiştirmeye çalıştım.
"Ben de doğadan bahsettim. Öyle ağaçların gövdesi falan. Malum bütün olduğunda güzeldir renkler. Kahverengi ve yeşil... Ancak birlikteyken güzel olabilir. Ve ağacın yeşilini gövdesinden ayırırsan üzüntüden hastalanabilir." dedi. Gözlerime bakarken. bizden bahsettiğini anlamıştım.
"O zaman hiçbir zaman ayırmayalım. Yeşil hep kahverenginin olsun." dedim duruşumu bozmadan.
"Yeşil zaten kahverengiye ait." derken gözlerinin içi parlıyordu.
Aklıma o şarkı gelmişti. Şarkıyı bildiğinden emin değildim. Söylersem yanlış anlayabilirdi. Ben de salonun ilerisindeki banka doğru yürüyerek melodisini mırıldandım. Peşimden o da geldi. Aynı ilk tanıştığımız gün gibi. Yan yana oturuyorduk. Ve ben hala mırıldanmaya devam ediyordum.
Sessizliğini bozdu. Bozmasa daha mı iyiydi?
"Ayrılsak ölürüz biz." bir şiirin dizelerini okur gibi söylemişti cümleyi.
Mırıldanmamı anlamış olmasının heyecanıyla baktım yüzüne.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
YasEmin
Teen FictionHep terk edilen bir kızın bir anda terk edilmeyi terk etmesinin ne kadar mükemmel bir şey olduğunu hiç düşündünüz mü? Sevgiye münzevi, yalnız bir kız. Ve bu kıza terk edilmenin sevdaya dahil olmadığını öğretecek bir erkek. Hep terk eden erkek, hep t...
