●Bölüm-1●

25 5 1
                                        

🕊

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

🕊

Pastanemin hoparlöründen dökülen şarkıya sesim kendiliğinden eşlik ediyordu. Küçük mekânımın o imza kokusu; unun saflığı ile taze çekilmiş kahvenin keskin aroması birbirine karışıyor, ruhuma tarifsiz bir huzur üflüyordu. Fırının başında poğaçaları tepsiye dizerken dudaklarımda hafif bir tebessüm asılıydı.
​“Bugün güzel olacak…” diye fısıldadım kendi kendime, tepsiyi fırının sıcak karanlığına sürerken. Çıtır seslerle birlikte yükselen o harlı hava yüzümü yaladı, yanaklarıma yapay bir allık sürdü. Mutluluğun, çok küçük anların içine gizlenmiş devasa bir dünya olduğunu yaşayarak öğrenmiştim.

​Ama sonra şarkı değişti. Daha ağır, daha hüzünlü bir melodi tırmandı duvarlara. Sözleri, kalbime saplanan ince bir bıçak gibiydi. Bir anda boğazım düğümlendi, şarkım yarım kaldı, sesim boşlukta asılı kaldı. Ellerim fırının kulpunda donup kalmıştı. O melodi, tozlu raflardan çocukluğumu indirip önüme koydu: Yetimhaneyi...

​Demir parmaklıklı pencerelerin ardında oyun oynayan, bazen zoraki gülen ama çoğu zaman yalnızlığın en koyu haliyle tanışan o küçük kız canlandı gözümde. Her gece yorganın altına saklanıp hayalimde yarattığım annemin sesini duymaya çalışırdım. Oysa ne onun sesini ne de babamın yüzünü hiç bilmemiştim. Bir çift sıcak elin saçlarımı okşamasını bekleyerek geçmişti yıllarım,ama sadece soğuk duvarların ruhsuz sessizliği sarılmıştı bana. Gözlerim istemsizce doldu.
​O günlerin yarası, üzerine ne kadar un serpersem serpeyim kapanmıyordu. Yetim olmak sadece anne ve babasız kalmak değildi; bir kökünün olmaması, kimsesizliğin o ağır yükünü her nefeste, her adımda bir gölge gibi yanında taşımaktı.

​Başımı silkeleyip derin bir nefes aldım. “Geçti…” diye fısıldadım, kendi sesime sığındım. “Sen küllerinden yeniden doğdun.” Bunca acının ardından, tırnaklarımla kazıyarak kendi hayatımı kurabilmiştim. Küçük ama tatlı bir pastanem vardı. Ve yanımda, hayatın bana en büyük tazminatı: Deniz.
​Yetimhanenin o soğuk koğuşunda aynı rüyaları görerek büyüdüğüm sırdaşım, kardeşim, tek dayanağım… Hayallerimizi birlikte kurmuş, ilk adımlarımızı birbirimize tutunarak atmıştık. Bu pastaneyi henüz birer çocukken hayallerimizde inşa etmiştik biz. Şimdi yan yana ekmeğimizi taştan çıkarıyor,hayatın yükünü birbirimizin omzuna yaslanarak hafifletiyorduk.

​Akşam yavaş yavaş şehre çökerken günün tatlı telaşı da dindi. Masaları topladım, sandalyeleri büyük bir titizlikle düzelttim, vitrinde kalan son kurabiyeleri özenle kaldırdım. Işıkları kapatırken içimde yorgun ama mağrur bir his vardı. Bu dükkân benim evladım gibiydi,her köşesinde alın terim, her çatlağında bir gözyaşım, her masasında bir kahkaham saklıydı.
​Kapıyı kilitledim, anahtarın çantama düşen sesini duydum. Sokak, serin bir rüzgârla tenime dokunarak beni selamladı. Eve dönmek için adımlarımı hızlandırdım, zihnimde yarın yapacağım yeni tariflerin planı vardı. Tam köşeyi dönmüştüm ki…
​Birden önüme üç adam çıktı. Yüzleri gecenin gölgesinde kaybolmuştu ama bakışlarındaki o zifiri karanlığı iliklerime kadar hissettim. Kalbim bir kuş gibi boğazımda çırpınmaya başladı, ayaklarım sanki yere basmıyordu. Titreyerek bir adım geri attım.

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Jan 25 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

Kan Ve GülHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin