Bölüm 6: Canın derdine düşenin candan yitip gidiyor olması.

101 25 96
                                        

Biraz geciktim, okul işlerim bu aralar yoğundu :(

ficin ivme kazanmasını istediğim için üzgünüm biraz sınır koyacağım...

Bölüm içi sınırlar:

Vote: 40

Yorum:120

İyi okumalar :)


6. Bölüm: Canın derdine düşenin candan yitip gidiyor olması.

Jungkook'un gözlerine saniyeler içinde yerleşen o korku öylesine kusursuz, öylesine inandırıcıydı ki; titreyen kirpiklerinin ardında aslında vahşi bir avcının zevkle gülümsediğini tahmin etmek imkânsızdı. Omuzlarını çaresizce içeri doğru kıvırıp, Taehyung'un o şokla irileşmiş gözlerinden köşe bucak kaçarak bakışlarını kendi ayak uçlarına sabitledi. Çekingenlik, ruhuna üflenmiş bir lanet gibi tüm bedenini sarmış, onu o kapı eşiğinde küçücük bırakmıştı. Sanki yağmurun alacasından kaçınmış yavru bir kediymiş gibi.

Aralarındaki o sessiz ama içe doğru elektrik yüklü kaskatılığı ilk fark eden Jimin oldu. Gözleri ikisinin arasında mekik dokurken, kaşları derin bir kafa karışıklığıyla çatıldı. "Ne oldu?" diye mırıldandı, elini boşlukta ne yapacağını bilemez bir halde tutarak. "Birbirinizi tanıyor musunuz?"

Jungkook, sanki boğazına cam kırıkları dizilmiş gibi yutkundu. "Ben..." diye fısıldadı, sesini rüzgârda titreyen zavallı bir yaprak kadar zayıf çıkararak. "Benim gitmem lazım. Bir şeyi... bir şeyi unuttum."

Korkuyla bir adım geriye sendelediğinde, Jimin endişeyle öne atılıp onun kolunu tutmak için uzandı. "Dojin, dur, nereye-"

Fakat Jimin'in parmakları henüz Jungkook'un ceketine bile değemeden, Taehyung o ana kadar donup kalmış bedeninden beklenmeyecek bir refleksle araya girdi. Kendi hastasının o uydurma travmasını, 'kimsenin dokunmasına tahammül edemeyen o kirli eller' hikâyesini hatırlamanın verdiği doktor içgüdüsüyle, Jimin'in uzanan kolunu sertçe havada yakaladı ve onu geriye doğru çekti.

Jimin, en yakın dostunun bu ani ve korumacı müdahalesi karşısında afallayarak donakaldı.

"Ona dokunma Jimin," dedi Taehyung. Sesi, boşluğa düşmüş bir adamın çaresiz sesi boğuktu. Bakışlarını Jungkook'un o mahzun yüzünden sökemezken, dudaklarından o acı gerçeği döküldü. "O... Dojin. Benim hastam."

Jungkook, o an "hastam" kelimesinin Taehyung'un dudaklarından dökülüşünü duyduğunda; sanki görünmez bir tokat yemiş ve o aydınlık dünyaya ait olmadığı yüzüne acımasızca vurulmuş gibi darmadağın bir ifadeye büründü. İri gözlerine dolan yaşlar, o kusursuz maskenin en güzel incileriydi. "Üzgünüm..." diye titredi sesi. "Ben bilmiyordum. Ben... ben gidiyorum."

Taehyung'un uzanmasına, Jimin'in arkasından şaşkınlıkla seslenmesine fırsat dahi vermeden arkasını döndü. Asansörü beklemek yerine, kendisini o loş, soğuk merdiven boşluğuna atarak aceleyle inmeye başladı. Arkasında, Taehyung'un "Dojin, bekle!" diye yankılanan o çaresiz haykırışını duymazdan geldi.

Oysa adımları merdivenleri çifter çifter inerken, karanlık basamakların arasında o ağlamaklı, zavallı ifade saniyeler içinde buharlaşıp kayboldu. İçeriye girmeyi, o şatafatlı salonda oturup Taehyung'un havasını solumayı her şeyden çok istiyordu, evet. Ancak Jungkook zihninin o karanlık satranç tahtasında bir piyon değildi; o, oyunu kuran eldi. Eğer şimdi o evden kaçıp giderse, Taehyung'un omuzlarına öylesine devasa bir suçluluk ve vicdan azabı yükleyecekti ki; o şefkatli doktor bu gece kendi evinde kendi cehennemini yaşayacaktı. Jungkook biliyordu; bir dahaki sefere o eve Jimin'in tesadüfi davetiyle değil, bizzat Taehyung'un kendi elleriyle sunduğu, sadece ikisine ait özel bir davetle, bir başköşe misafiri olarak girecekti.

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: May 12 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

BENEATH A RAİN-SOAKED SKYHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin